Şehzade Mustafa Türbesi
Şehzade Mustafa Türbesi

Şehzade Mustafa Türbesi

Bursa’nın Muradiye semtinde Sultan II. Murad’ın 1425-1426 tarihleri arasında inşa ettirdiği külliye; cami, hamam, imaret, çeşme ve farklı tarihlerde inşa edilmiş çok sayıda türbeden oluşmaktadır.

Kamil Kepecioğlu’na göre türbede, Kanuni Süleyman’ın oğlu Mustafa(H. 921-960), Kanuni Süleyman’ın karısı Mahi deveran ( H.988), Kanuni Süleyman’ın oğlu Orhan( H.966-970) yatmaktadır. Kepecioğlu son sandukanın kime ait olduğu konusunda bir not düşmemiştir.

Külliyenin haziresinde farklı tarihlerde inşa edilmiş Osmanlı Hanedan mensuplarına ait çok sayıda türbe bulunmaktadır. Burada inşa edilmiş türbelerin sonuncusu olan Şehzade Mustafa ( Mustafa-i Cedid) Türbesi, özellikle duvarlarını süsleyen 16. yüzyılın en kaliteli İznik çinileriyle dikkati çekmektedir. Türbe gerek mimari, gerekse süsleme özellikleriyle hazirede inşa edilmiş diğer türbelerden farklılıklar göstermektedir.

ehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman’ın Saruhan (Manisa) sancakbeyliği sırasında doğmuştur (H.921/ M.1515).
Şehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman’ın Saruhan (Manisa) sancakbeyliği sırasında doğmuştur (H.921/ M.1515).

Şehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman’ın Saruhan (Manisa) sancakbeyliği sırasında doğmuştur (H.921/ M.1515). Annesi,  Sultan Süleyman’ın ilk gözdesi olan Mahidevran Sultan’dır. Şehzade Mustafa bilindiği üzere kendisine hazırlanan oyunlar sonucunda babasının gözünden düşürülmüştür. Mustafa, Amasya valisi iken Amasya civarında, Erikli köyü yakınındaki Aktepe mevkiinde Kanuni Sultan Süleyman’ın Otağ-ı Hümayununda Zal Mahmud paşa tarafından 1553’te boğularak öldürülmüştür. Cenazesi Bursa Muradiye’ye gömülmüş ve sonradan kendisine bir türbe yaptırılmıştır (  Şehzadenin annesi Mahidevran Sultan, oğlunun cenazesinin ardından Bursa’ya gitmiş ve ölene kadar da orada yaşamıştır.

Mahidevran Sultan ve beraberindekilerin sürgüne gönderildikleri Bursa’da, yaklaşık on yıl kadar hayatlarını büyük bir sıkıntı içinde geçirdikleri bilinmektedir. Mahidevran’ın, oğlu için bir türbe yaptırma arzusu ancak II. Selim devrinde gerçekleşmiştir. Yapının giriş açıklığı üzerinde yer alan kitabesinden de anlaşıldığı üzere türbe, H.981(M.1573) tarihinde, Sultan II. Selim tarafından şehzadenin ölümünden yirmi bir sene sonra yapılmıştır. Bu türbeyi, kendisinden önce ölerek Muradiye’de defnedilen Fatih’in oğlu Şehzade Mustafa’nın Türbesinden ayırt etmek için ‘’Mustafa-i Cedid Türbesi’’ denilmiştir.


Türbenin Kitabesi şöyledir:

‘’Şeh Selim Han bin Süleyman emredüb

Oldu hoş bu ravza-i cennet nüma

Dedi tarihin Edayi bendesi

Merkad-ı gülzar-ı Sultan Mustafa’’

Kitabenin üçüncü satırında geçen ‘’Edayi ’’ kelimesi, ebced hesabı ile H.981/M. 1573 tarihini vermektedir ki, bu 1571’lerde inşasına başlanan türbenin 1573 tarihinde tamamlandığını gösterir.

Kitabe
Kitabe

Yapı, Kesme taştan sekizgen bir kaide üzerinde yükselmektedir. Sekizgen gövde, üç sıra tuğla ve bir sıra taştan örülmüştür. Cephelerde altlı üstlü yer alan pencereleri, ince armudi bir silme, dar ve yüksek bir dikdörtgen bir çerçeve halinde kuşatır. Üst pencereler içte olduğu gibi dışta da sivri kemerlidir. Hem alttaki hem de üstteki pencerelerin üzerinde, satıhları boş bırakılmış taştan kartuşlar mevcuttur Sağır kemerlerden bazılarının üzerine rozetler işlenmiştir. Gövdeyi, taştan bir sıra mukarnas ile birlikte korniş çevreler. Üzerini kurşun kaplı, yarım küre şeklinde bir kubbe örter. Kubbenin tepesinde madeni bir alem mevcuttur.

Şehzade Mustafa Türbe Planı( Gabriel’den
Şehzade Mustafa Türbe Planı( Gabriel’den

 Türbeye giriş kuzey cephesindeki taç kapıdan sağlanmaktadır. Kapının iki yanında yer alan ve gövdeden dışa 1.60 m taşarak dönen 0,40 m genişlikli ‘’L’’ şeklindeki iki kolun revak için hazırlanmış oldukları ve sonra revaktan vazgeçilmiş olabileceği akla gelmektedir. 1,35×2,13 m ölçülerindeki iki renkli mermerden geçme tarzında örülmüş, basık kemerli kapı armudi bir silme ile dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmıştır (H. ÖNKAL, Ankara, 1992 s.160)

Restorasyon Öncesi Görünüm
Restorasyon Öncesi Görünüm
Restorasyon Sonrası Görünüm
Restorasyon Sonrasında Görünüm

 Kapı Nişleri

Kapının içte sağ ve sol yanına nişler açılmıştır. Yine Türbenin kuzey-doğu ve kuzey-batı kenarındaki alt pencerelerin iki yanında ahşap kapaklı dolaplar mevcuttur. Bu dolapların bize, türbede okunacak Kur’an- Kerim’leri muhafaza etmek için yapıldığını düşündürür. Sultan II. Selim’in Bursa kadısına yolladığı 1573 tarihli bir vesikada yer alan, ‘’ Bursa Kadısına Hüküm ki.  Haliya mahruse- i mezburede medfun olan karındaşım Mustafa merhumun müceddeden bina olunan türbesinde her gün kıraat olunmagıçün on beş adet cüzü şerif’’ ifadeleri, bu düşünceyi destekler niteliktedir ( H.T. Dağlıoğlu, Bursa, 1940 s.75). Girişin sağ ve sol kısmında dar kenarlarda mermer söveli birer niş yer almaktadır

Niş Görseli
Niş Görseli

İçeride yenilenmiş kaideler üzerinde yan yana sıralı dört sanduka yer almaktadır (Foto:7). Bu sandukaların kimlere ait oldukları konusunda kaynaklarda farklı isimler görülmektedir: Kazım Baykal’a göre bu türbede Kanuni Sultan Süleyman’nın oğlu şehzade Mustafa (1552), Bayezid’in oğlu Ahmed (1513), Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan (1588) ve diğer oğlu Orhan (1562) medfundur.[1]

Hakkı Önkal’a göre Türbede, kapıdan girince ilk sanduka Şehzade Mustafa’ya, ikincisi Şehzade Bayezid’in adı tam tespit edilemeyen bir oğluna, ki II. Selim’in  Bursa kadısına yolladığı 1571 tarihli vesikada, yeni yapılacak türbeye kardeşi Bayezid’in oğlunun da konması emredilmektedir ( H.T. Dağlıoğlu, Bursa, 1940, s. 64). Ancak bunun ismi tam olarak bilinmemektedir. Üçüncü sanduka Mahidevran Sultan’a, dördüncünün ise kime ait olduğu bilinemeyen küçük bir çocuğa aittir (H.Önkal, Ankara,1992, s.161)

Kamil Kepecioğlu’na göre türbede, Kanuni Süleyman’ın oğlu Mustafa(H. 921-960), Kanuni Süleyman’ın karısı Mahi deveran ( H.988), Kanuni Süleyman’ın oğlu Orhan( H.966-970) yatmaktadır. Kepecioğlu son sandukanın kime ait olduğu konusunda bir not düşmemiştir.[2]

Sandukalar
Sandukalar

Türbenin Süsleme Özellikleri:

Kapıdan, muntazam olmayan on iki kenarlı geniş bir alana girilir. Alanın zeminden 3 m. yüksekliğe kadar duvarları, çiniler ile kaplıdır (H.Önkal, Ankara,1992, s.160). Bu çiniler XVI. yüzyılın en kaliteli İznik çinilerindendir.


[1] Baykal, Kazım, Bursa ve Anıtları, Bursa 1950, s. 41

[1] Kamil, Kepecioğlu, ‘’ Muradiye Türbeleri’’, Uludağ: Bursa Halkevi Dergisi, Bursa, 1935, S.1, s.40.

 Bilindiği üzere, XVI. yüzyıl Osmanlı dönemi Türk çini ve seramiği, özellikle yüz yılın ikinci yarısında, bir daha erişilemeyen bir zirveye çıkmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın özel ilgisiyle canlı bir merkez haline gelen İznik’te bu sanatı icra eden ustalardan Musli, Mehmet ve Mustafa gibi sanatçıların adları bilinmektedir[3]. Özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısı ve XVII. yüzyıl ortalarına kadar İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ve Osmanlı Devleti’nin hakim olduğu diğer topraklarda sayısız cami ve türbelerin yanında hamam, köşk, saray, kütüphane, mezar taşları, sıraltı tekniğinde İznik yapımı çiniler ile donatılmıştır.

 Mavi-beyaz ve Şam tipi örneklerden sonra bu dönemde, dünya müzeleri ve koleksiyonların ilgisini çeken bir çini ve seramik grubuyla karşılaşılır. Literatürlerde Rodos’tan satın alındığı bilinen, Paris Cluny Müzesi’nde bulunan çok sayıda seramik örneğine dayanarak uzun yıllar ‘’ Rodos İşi’’ olarak adlandırılan bu çini ve seramiklerin bugün kazılar sonrası buluntular ile İznik’te yapıldığına dair kuşku bulunmamaktadır.[4] Kaynaklarda farklı isimler le anılan bu çini ve seramikleri Gönül Öney, ‘’Kırmızılı sıraltı tekniğinde çiniler’’ olarak isimlendirmiştir.[5] Bu grubun başarısının, teknik ve estetik açıdan mükemmeli yakalayan formlarının yanı sıra, renklerinde, zengin çeşitte desenlerinde gizlidir.

16. Yüzyıl

XVI. yüzyılın ilk yarısında ağırlıklı olarak tercih edilen kobalt mavisinin tonları, turkuaz, nadiren yeşil ve siyah, yüz yılın ortalarında bu renklere eklenen patlıcan moru, zeytin yeşili ve siyah renkler ile çeşitlenmiş, XVI. yüzyılın ikinci yarısında kabarık mercan kırmızısınında katılımıyla renkler parlak sırın altında ışıltılı bir görünüme bürünmüştür. Kırmızı renk baskın bir renk olduğu için, yeşil ile yan yana kullanıldığında algılama problemi yaşandığından kırmızı rengin bulunduğu alanlarda ince beyaz boşluklar bırakılmıştır.

Bu uygulama atölye dilinde ‘’havalı boyama’’ diye geçmektedir (S.T. Bakır, İstanbul, 2007 s.298.). Kırmızılı sır altı tekniğinde, hatayi, rumi ve saz üslupları ile birlikte bu dönem için önemli bir yenilik olan natüralist üslupta desenler ile karşılaşılır. Kompozisyonlarda daha çok lale, karanfil, gül, sümbül, gibi motifler kullanılmıştır. Çinilerdeki bu gelişimde 1557 yılında Saraya baş nakkaş olan Şah Kulu’nun öğrencisi ve natüralist üslubun yaratıcısı olan Kara Memi’nin rolü büyüktür (S.T. Bakır, İstanbul, 2007, s. 298).

Dikkatinizi Çekebilir;  Adile Naşit - Annesi Amelya Hanım
İznik Çinisi

İznik’te üretilen çini ve seramiklerin hammaddesi genellikle fritli hamurdur. Silika çoğunluklu, kil oranı az olan bu hamur, çini ve seramiğe beyaz ve sert bir altyapı hazırlar. İznik çini ve seramiğine üstünlük sağlayan özellik, bu altyapıyla dekorun üzerini örten sırın uyumudur.  Sır genellikle kurşun alkali esaslıdır. Genleşme katsayılarındaki uyum sayesinde, çatlakları olmayan sert ve şeffaf bir sır elde edilmiştir. İznik çini ve seramiğinin pişirme derecesi 900 C olduğu tahmin edilmektedir( B.D.Arlı-A. Altun, İstanbul, 2008, s.25.)

Türbede yerden 3 m. yüksekliğe kadar olan kısımlar 25,2×21,9 cm boyutlarındaki sıraltı tekniğinde yapılmış karolardan oluşmaktadır. Karo çinilerde zemin renginde daha çok beyaz kullanılmış ve bunun üzerinde döneminin üslubunu yansıtan kobalt mavisi, turkuaz, yeşil ve zeminden kabarık olarak verilmiş mercan kırmızısı ile natüralist üslupta hatayi, karanfil, lale, sümbül, haseki küpesi ve penç gibi motifler işlenmiştir(Foto:8). Bu çini karo panoların etrafını 25,4×15,8 cm ebatlarındaki bordür çiniler sınırlamaktadır. Bu çinilerde, lacivert zemin üzerine beyaz, turkuaz, yeşil, siyah, kırmızı ile hatayi, penç, rumi ve yaprak motiflerinden oluşan kompozisyon uygulanmıştır.


[1] Demirsar Belgin, Arlı- Ara, Altun, Anadolu Toprağının Hazinesi Çini Osmanlı Dönemi, Kale Grubu Kültür Yayınları, İstanbul 2008, s. 27.

[1] S. Turan, Bakır, Anadolu’da Türk Devri Çini Ve Seramik Sanatı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Geleneksel El Sanatları/ Sanat Eserleri Dizisi, İstanbul 2007, s.297.

[1] Gönül, Öney,  İslam Mimarisi’nde Çini, Ada Yayınları, İzmir, 1987, s. 72.

Çini
Çini
Çiniler
Çiniler

 

Bordür Çini

Ayrı bir bordür çinisi ise girişin her iki dar kenarında yer alan ve mermer nişlerin ve kapaklı dolapların etrafını dolaşan bordür çinilerdir. Bu çinilerde de kobalt mavisi zemin üzerine beyaz, kırmızı, yeşil renkler ile lale, penç ve yaprak motifleri işlenmiştir (Foto:10).

Bordür Çini
Bordür Çini
Bordür Çini Görseli
Bordür Çini Görseli

Orijinal çinilerin yanında yapıda çok sayıda imitasyon çini de bulunmaktadır.  Bu çiniler, kalite açısından orjinallerinden hemen ayırt edilebilecek derecede düşük kalitededir.. Bu çinilerin yapıya ne zaman getirildiği konusunda henüz bir bilgi sahibi değiliz. Güney cephenin batı köşesine yakın kısımda, 18 adet çini günümüzde mevcut değildir. Çiniler, Doc. Dr. Doğan Yavaş’tan alınan bilgiye göre[6] 2007 yılında kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından blok halinde çalınmıştır. Bu olayın arkasından türbelere güvenlik kamerası takılmıştır.

İmitasyon Çiniler
İmitasyon Çiniler

[1] Doc. Dr. , Uludağ Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü Öğretim üyesi
2007’de çalınan çinilerin çini yatakları
2007’de çalınan çinilerin çini yatakları

2007’de çalınan çinilerin çini yatakları.

Ön cepheye bitişik iki kenardaki pencere alınlıklarının çini kaplama izleri, bu cephelerde de çini süslemeye yer verildiğini ortaya koymaktadır.[7] Çini kaplamanın üst kısmında kapının bulunduğu kısım hariç, mekanı çepeçevre dolaşan lacivert zemin üzerine beyaz harflerle yazılmış ayetler, esmaü’l- hüsna ve hadislerin yer aldığı bir yazı kuşağı bulunmaktadır. Kitabe üstte ince bir bordür çinisiyle sınırlanmıştır. Kapıdan girince hemen sağdan besmele ve Ayete’l- kürsi ile başlamakta ve tekrar besmele ile Haşr suresinin 23. Ayetinin bir bölümüne yer verildikten sonra Esmaü’l-Hüsna ile devam etmektedir.. Aynı kuşağın son kısmında hadisler yazılıdır.

Ayet’el- Kürsi’nin başlangıcı
Ayet’el- Kürsi’nin başlangıcı

Ayet’el- Kürsi’nin başlangıcı.


[1] Hakkı, Önkal, ‘’ Şehzade Mustafa Türbesinin Düşündürdükleri’’ , Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, S.2, İzmir, 1997 s. 119.

 Hadislerin Türkçe meali şöyledir:

 ‘’ Peygamber (S.A.V.) buyurdu: Dünya ahiretin tarlasıdır. Peygamber (S.A.V.) buyurdu: Müminler ölmez, fena aleminden beka alemine intikal ederler. Ölüm bir kasedir ve herkes ondan içecektir. Kabir bir kapıdır ve herkes ondan geçecektir’’. Bu son iki cümle, Kelam-ı kibar olup bir kartuş içerisine alınmıştır[8]. Çinilerin üzerinde yazıların dışında kalan boş kısımlara karanfil, lale, penç, yaprak, rumi gibi desenler uygulanmıştır.

Hadis Çini
Hadis Çini

  Çini yazılı kuşağın hemen üzerinde bir süs bordürü mekanı dolaşmaktatır. Bu bordürde bitkisel motiflerle oluşturulmuş bir kompozisyon uygulanmıştır. .Bordürü alt ve üstte zencerek deseni bir şerit halinde sınırlamıştır . Her cephede bu süs bordürünün üst kısmında yer alan alınlık desenlerin eseri zenginleştirdiği görülmektedir. Ayrıca bu alınlık desenlerin her iki yanında vazolardan çıkan çiçek ve yaprak demetlerinin şekillendirdiği stilize serviler yükselmektedir. Kırmızı ve siyah renklerin kullanıldığı geçmeli desen revzen ve kemer yüzeylerinde her cephede tekrar etmektedir.

Kalemişi Süs
Kalemişi Süs
Kalem İşi Zencirekler
Kalem İşi Zencirekler

[1]Hakkı, Önkal,   Osmanlı Hanedan Türbeleri, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1992 s.161-162.

Kubbede ise duvar yüzeylerindeki klasik üslupta kalemişi süslemelerinin aksine 19. yüzyıl da Avrupa’daki Barok üslubun Türkiye’deki anıtsal eserleri etkilemesiyle sonradan yapıldığı tahmin edilen barok üslupta bir süsleme görülmektedir. Burada merkezinde püsküllü bir kumaşın oluşturduğu sekiz köşeli yıldız örneği kademelenerek daha büyük bir sekiz köşeli yıldıza dönüşmektedir. Siyah, gri ve beyaz renklerin hakim olduğu kompozisyon alternatif renk kullanımıyla üç boyutluluk etkisi yaratmaktadır. Her bir parça içerisinde siyah ve beyaz renkte rumiye benzer motiflere yer verilmiştir.

Kompozisyonun çevresinde birbirine kurdelalar ile bağlanmış ışık gölgeli kıvrık dallar kompozisyona hareketli bir görünüm katmıştır.[9]. 2013-2014 yılı restorasyonunda Kubbede yapılan araştırma raspası sonucunda Barok sıvanın altında klasik üslupta desenlere ulaşılmıştır. Burada yer alan barok süslemenin 1855 Bursa depremi sonrasında hasar gören birçok yapının onarımı için Hüdavendigar Vilayeti Valisi Ahmet Vefik Paşa’nın davetiyle mühendis Leon Parville görevlendirilmiştir.[10] Parville Bursa’daki anıt eserlerin onarımını yaparken Avrupadaki Barok üslubu Bursa’daki yapılarda da uygulamıştır. Barok sıvanın bir dilimi örnek kalacak şekilde bırakılıp kalan kısmı sıva raspası yapılarak kaldırılmıştır. Rölövesi alınan klasik desenler tamamlanarak kubbe yüzeyine kök boyalar ile uygulanmıştır.

Kubbe Barok Desen
Kubbe Barok Desen
Kubbe Klasik Desen
Kubbe Klasik Desen

[1] Eser,  Çalıkuşu, ‘’Muradiye Camii ve Türbelerinde Türk Barok Bezemeleri’’  Bizim Mahalle Bursa: Muradiye Semti, Bursa, 2008, s. 57.

[1] Necmi Gürsakal, ‘’Avrupa’daki Gotik Canlandırma Akımı Bursa’daki Anıt Eserleri Nasıl Etkiledi?’’, Bursa’da Zaman, Bursa 2013, S.6 s.33.

Muradiye Külliyesinin türbeler topluluğu Osmanlı tarihinde yitik şehzadelerin son durağıdır. Burada insan daima hüzünlenir. Sözlerimi Ahmed Hamdi Tanpınar’ın Bursa’da Zaman şiirinden bir parça ile tamamlamak istiyorum. Sanatla ve Sağlıklı kalın.

Bir zafer müjdesi burada her isim;

Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim

Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.

Güvercin bakışlı sessizlik bile

Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.

Gümüşülü bir fecrin zafer aynası,

Muradiye, sabrın acı meyvası…

Ahmed Hamdi TANPINAR


KAYNAKÇA:
  • AYVERDİ E.Hakkı, Osmanlı Mimarisi’nde Çelebi ve Sultan II. Murad Devri, İstanbul 1977. S.305.
  • ARLI, Demirsar Belgin- ALTUN Ara, Anadolu Toprağının Hazinesi Çini Osmanlı Dönemi, Kale Grubu Kültür Yayınları, İstanbul 2008, s. 25.
  • BAKIR, S. Turan, Anadolu’da Türk Devri Çini Ve Seramik Sanatı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Geleneksel El Sanatları/ Sanat Eserleri Dizisi, İstanbul 2007, s.297.
  • BAYKAL, Kazım, Bursa ve Anıtları, Bursa 1950, s. 41.
  • ÇALIKUŞU, Eser, ‘’Muradiye Camii ve Türbelerinde Türk Barok Bezemeleri’’  Bizim Mahalle Bursa: Muradiye Semti, Bursa, 2008, s. 55-57.
  • DEMİRALP Yekta, Akdeniz’de İslam Sanatı Erken Osmanlı Sanatı Beyliklerin Mirası, Arkeoloji ve Sanat Yayınları,İstanbul  2002 s.113.
  • DAĞLIOĞLU, H.Turhan, 1558-1589 On Altıncı Asırda Bursa, Bursa, 1940,  s.64,75-76.
  • GABRİEL, Alber, Une Capitale Turque Brousse, C.I-II, Fransa, 1958 s. 123.
  • HIZLI, Mefail, Muradiye’de Sonuçlanan Bir Trajedi Şehzade Mustafa ‘’ Bursa Araştırmaları: Kent Tarihi ve Kültürü Dergisi’’,  S.10, Bursa,2010, s.  42- 45.
  • KEPECİOĞLU, Kamil, Bursa Kütüğü, Cilt. 3 , Bursa Kültür Sanat ve Turizm A.Ş., Bursa, 2009 s.233.
  • KEPECİOĞLU ,Kamil, ‘’ Muradiye Türbeleri I. ‘’ Uludağ:Bursa Halkevi Dergisi, Bursa, 1935 S.1 s.37-40.
  • Necmi Gürsakal, ‘’Avrupa’daki Gotik Canlandırma Akımı Bursa’daki Anıt Eserleri Nasıl Etkiledi?’’, Bursa’da Zaman, Bursa 2013, S.6 s.30-33.
  • ÖNKAL, Hakkı, Osmanlı Hanedan Türbeleri, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1992 s.159-162.
  • ÖNEY, Gönül, İslam Mimarisi’nde Çini, Ada Yayınları, İzmir, 1987, s. 72.
  • ÖNKAL,Hakkı, ‘’ Şehzade Mustafa Türbesinin Düşündürdükleri’’ , Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, S.2, İzmir, 1997 s. 114-123.
  • TURAN, Şerafettin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Mustafa Çelebi Mad., Ankara 2006, C.31, s.290-292.
  • YENAL Engin,’’ Muradiye Türbeleri’’, Bursa’da  Zaman , Bursa 2013 S. 5 s. 26- 29.

Yazan:

ESRA DURMUŞ

Y. SANAT TARİHÇİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin